Adam Çalıştıranın Sorumluluğuna BK m.55 ve TBK m.66 Uyarınca Genel Bakış

ADAM ÇALIŞTIRANIN SORUMLULUĞUNA BK m. 55 ve TBK m. 66 UYARINCA GENEL BAKIŞ

 

                                                                                                          Stj. Av. Büşra Nur YAVUZER

ÖZET

Adam çalıştıranın sorumluluğu Borçlar Hukukunda düzenlenmiştir. Genel kural olan kusur sorumluluğundan farklıdır ve bu anlamda istisna teşkil eden bir kusursuz sorumluluk halidir. Bu sorumluluk türünde istihdam eden kişinin, yapılacak işin bir başkasına gösterilmesinden doğacak zararı, kusuru olmasa bile karşılamak zorunda olması düzenlenmiştir. Bu anlamda BK m. 55 hükmü ile TBK m. 66 durumu genel olarak aynı minvalde düzenlemesine rağmen madde içeriklerinde konu ile ilgili birbirinden farklı birkaç durum göze çarpmaktadır. Bu yazıda adam çalıştıranın sorumluluğu bu iki maddenin farklılıkları, benzerlikleri açıklanarak ele alınacaktır.

ANAHTAR KELİMELER: TBK 66, BK 55, Adam çalıştıranın sorumluluğu, müstahdem, kusursuz sorumluluk, rücu hakkı, istihdam eden.

  ABSTRACT

Responsibility of someone who running is organized in Dept Law. It is different from  defects liability who is general rule  and it is a defects libiality who is an exception. This type of liability organizes that  even someone who runnig has no odd, he/she has to pay damage who occur because making that jobs by someone else. Althought Decree 66 and Decree 55 compose this subject same point of view, some different stuations conspicuity in two of them. This article will mention these two decrees of  differences, similariteies to property of responsibility of someone who runnig.

KEYWORDS: Decree 66, Decree 55, responsibility of someone who runnig, worker, defects liability, right of recourse, employer. 

 

 1.  Genel olarak

Adam çalıştıranın sorumluluğu Borçlar Hukukunda düzenlenen, genel kural olan kusur sorumluluğundan farklı olan ve bu anlamda istisna teşkil eden “objektif sorumluluk” ya da “sebep sorumluluğu” olarak nitelendirilen bir kusursuz sorumluluk halidir.[1]Kusursuz sorumluluk halleri istisnai nitelik taşıyan ve kanunda sınırlı olarak belirtilen birtakım sorumluluk durumlarıdır. Bu haller “olağan sebep sorumluluğu” ve ”tehlike sorumluluğu” olarak ikili bir ayrıma tutulmaktadır.[2] Bu sorumluluğun içeriğini oluşturan haller her birinin koruduğu hukuku değer göz önüne alınarak kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmiştir. Bu hallerden biri olan adam çalıştıranın sorumluluğu, istihdam eden kişinin yapılacak işin bir başkasına gösterilmesinden doğacak zararı kusuru olmasa bile karşılamak zorunda olmasını düzenler. Şöyle ki BK m. 55 hükmü ile TBK m. 66 durumu genel olarak aynı minvalde düzenlemesine rağmen birbirinden farklı birkaç durum göze çarpmaktadır. Bu yazıda da iki madde arasındaki durum ışığında adam çalıştıranın sorumluluğu ele alınacaktır.

1.1   Maddelerin Lafızları

818 S.lı Borçlar Kanunu (Eski) MADDE 55:

C)İSTİHDAM EDENLERİN MESULİYETİ

“Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amalesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vuku bulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz.

İstihdam eden kimsenin, zâmin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı rücu hakkı vardır.”

6098 S.lı Borçlar Kanunu (Yeni) MADDE 66:

1. Adam çalıştıranın sorumluluğu

MADDE 66-  “Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.

Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.”

Bu lafızlar ışığında;

818 sayılı Borçlar Kanununun 55 inci maddesinin kenar başlığında kullanılan “C. İstihdam edenlerin mesuliyeti” ibaresi, Tasarıda “II. Özen sorumluluğu / 1. Adam çalıştıranın sorumluluğu” şekline dönüştürülmüştür.[3]  Bunun yanında kullanılan dil sadeleşmiş ve “istihdam eden ve maiyetinde istihdam ettiği kimseler ve amele” terimleri yerine “adam çalıştıran ve çalışan” terimleri kullanılmıştır. Bunun yanında fıkra sayısında bir değişim olmuştur. Eski kanunda olmayan üçüncü fıkra ile bir işletmede adam çalıştıranın o işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat ile o işletme faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlü olması eklenmiştir. İşletmesinde zararın doğmasını önlemeye elverişli bir çalışma düzeni kurduğunu ispat edemeyen adam çalıştıranların, Tasarının 65 inci maddesinin ikinci fıkrasından yararlanamayacakları kabul edilmiş olmaktadır.[4] Eski kanunda olan fiil karinesi çürütülememekle beraber dikkat ve itinada bulunulmuş olsa bile bu zararın vukuuna mani olunamayacağı ispat edilirse sorumluluktan kurtulacağı hükmü, nedensellik bağının kesilmesi ile ilgili olduğu göz önünde tutularak, madde metnine alınmamıştır.[5]Her iki maddenin son fıkrası da rücu hakkını düzenlenmekle beraber 6098 sayılı kanunda bu rücu hakkı ancak çalışanın sorumlu olduğu ölçüyle sınırlandırılmıştır.

  1. 2. Sorumluluğun Dayandığı Esas ve Niteliği

Adam çalıştıranın sorumluluğu; adam çalıştıranın, çalışanını seçmesinde kendisine yüklenmiş olan gerekli özeni gösterip göstermediği esasına dayanır.[6] Burada bahsedilen yükümlülük objektif bir özen yükümlülüğüdür.[7] Çünkü bu sorumlulukta adam çalıştıranın kişisel durumu göz önüne alınmadan objektif bir değerlendirme yapılmaktadır. Yani, kanun koyucunun, başkasını emri altında çalıştıran kimseyi kusursuz olarak sorumlu tutmasının sebebi, çalıştırılanın işi gördüğü sırada üçüncü kişilere zarar vermeyeceği hususunda çalıştırana özel bir özen ödevi yüklemiş olmasıdır. Bu özen ödevi, çalışanı seçmede, ona talimat vermede, onun gözetiminde, işin organizasyonunda özenli davranmayı kapsar.[8] Eğer böyle bir sorumluluk öngörülmeseydi, adam çalıştıranlar, istihdam ettikleri kişileri seçerken yeterince özverili davranmaz ve ortaya çıkan zarardan tek başına çalışanın sorumlu tutulmuş olması hukuk düzeninin korumak istediği değerle çelişirdi. Bu bakımdan böyle bir sorumluluğun tercih edilme sebebi hakkaniyet ve adalet düşünceleridir.[9] Bunun yanında, gelişen ekonomi ve bunun zorunlu kıldığı iş bölümü ihtiyacı, istihdam edenler bakımından işlerini görecekleri çalışanlar bulmaya ve onları gerekli korumalarla çalıştırmaya yönlendirmiştir. Örneğin, yurt içi ve yurt dışında birçok çalışanı olan bir firma sahibinin bu işleri tek başına yapması düşünülemez. Bu bakımdan her ne kadar çalışanlar işverene bağımlıysa işveren de bu işlerin görülmesi bakımından çalışanlarına bağlıdır. Adam çalıştıran sadece yönetici yahut yardımcı kişilerin yaptıkları eylemlerden değil, işletmenin en alt tabakasında çalışanların eylemlerinden de sorumludur.[10]

Adam çalıştıranın sorumluluğu genel düzenleme olan haksız fiil sorumluluğundan farklı olarak bir kusur sorumluluğu olmayıp, olağan sebep sorumluluğudur.[11]  Bu sorumluluk adam çalıştıranın kendi yaptığı fiilden kaynaklanmayıp, işi bir başkasına yaptırmasından doğan sorumluluk halidir. Bu açıdan bu düzenleme kısıtlayıcı bir hüküm olmadıkça, özel hukukta yardımcı kişinin davranışından doğan bütün sorumluluk hallerine uygulanabilecek bir genel norm niteliği taşımaktadır.[12]

  1. 3.    Sorumluluğun şartları

Her şeyden önce adam çalıştıranın sorumluluğunun bir haksız fiil sorumluluğu olduğundan bahsetmek gerekir. Ancak TBK m. 49 hükmünden farklı olarak burada bir kusursuz sorumluluk hali düzenlenmiştir.  Genel şartlar olan zarar, hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağından sonra aranacak birtakım spesifik şartlar mevcuttur.[13] Bunlar;

  1.  Çalıştıran ve çalışan arasında bir istihdam ilişkisi olması:

Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğunun doğması için ilk şart çalıştıran ve çalışan arasında bir bağlılık, istihdam ilişkisi bulunmasıdır. Bu ilişkinin niteliği, süresi ya da süresiz olması, ivazlı yahut ivazsız olması, doğrudan veya dolaysız olması, türü önem taşımaz.[14] Örneğin babasının yanında çalışan oğul için de bu sorumluluk doğar.[15] Nitekim Yargıtay’ın bir kararı uyarınca “Davacı konakladığı, davalının sahibi ve işletmecisi olduğu otelin emanetine bıraktığı Döviz ve Türk Lirasının iadesini istemektedir. Davacı tarafından ibraz edilen para makbuzundaki imzanın, davalının otelde müdür ve resepsiyon görevlisi olarak çalışan kızına ait olduğu belirlenmiştir. Bu durumda davacı BK. 55. (TBK. 66.) maddesi gereği istihdam eden olarak, kızının otelinde çalışırken davalıdan döviz ve Türk Lirası cinsinden aldığı paraya karşılık verdiği makbuzdan sorumludur.”[16] Çalıştıran gerçek kişi veya tüzel kişi olabilir. Ancak burada önem arz eden bir husus devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamu hukukuna tabi olarak çalıştırdıkları kişilerden kaynaklanan zararların tazminin nasıl yapılacağı sorusudur. Bu bakımdan memurlar ve diğer kamu görevlileri işlerini görürken üçüncü kişilerin uğradığı zararlardan dolayı, bunları çalıştıran kamu tüzel kişilerinin sorumluluğu kamu hukuku kurallarına tabidir.[17]

Bu ilişki genellikle bir hizmet sözleşmesine dayanır. Ancak bu zorunlu olmadığı gibi taraflar arasında herhangi bir hukuki ilişkinin olması da gerekmez. Bu bakımdan asıl aranan unsur yapılacak işin tabiiyeti altında çalışma neticesiyle meydana gelmiş olmasıdır. [18] Yani, adam çalıştıranın amacına uygun ve menfaatine yönelen bir hatır ilişkisinin de sorumluluğa sebep olması mümkündür.  Bunun yanında vekalet ve eser sözleşmesi muhteviyatı bakımından tabiiyet unsuru taşımadığı için böyle bir bağımlılık unsuru oluşturmaz. Ortaklık sözleşmelerinde de bu durum değişmez. Bunlar işlerini yaparken bağımlı olmadıkları için yardımcı kişi sayılmazlar.[19]  Tüzel kişilerin organları da yardımcı organ sayılmadığı için doğan zararlardan, TMK m. 50 ve TBK m. 49 doğrultusunda tüzel kişi doğrudan sorumludur. [20] Ancak meydana gelen zarar tüzel kişilerin organları vasıtasıyla değil de istihdam ettiği çalışanların eylemleri dolayısıyla meydana geliyorsa burada yine bir bağımlılık unsuru olduğu için tüzel kişinin sorumluluğu TBK m. 66 hükmüne dayanır.

İstihdam ilişkisinden bahsederken altını çizmemiz gereken bir diğer husus kavramsal farklılıklardır. Adam çalıştıran kavramı, işveren kavramından daha geniştir.[21]  Şöyle ki işveren 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde “Bir iş sözleşmesine dayanarak […] işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren […] denir.” şeklinde tanımlanmıştır. Adam çalıştıran ise, amaç ve menfaati doğrultusunda bir başka kişiden(yardımcı kişi) yararlanan, o bu işleri yaparken üzerinde bir denetim ve gözetim hakkına sahip olan kişidir. Yani, işveren kavramı hizmet akdi ve ücret karşılığı çalışmayı içerirken adam çalıştıran, (işveren kavramını da içine alır şekilde) bağımlılık,  gözetim ve denetim yetkisini bünyesinde barındırır. [22]

  1.  Zararın çalışanın, çalıştıranın işini görmesi sırasında, işle ilgili olarak haksız bir fiil sonucu meydana gelmesi:

Zararın çalıştıranın işinin görülmesi sırasında meydana gelmiş olası yetmez, bunun ayrıca işle bağlantılı olması gerekir. Meydana gelen zarar ve çalışanın gördüğü iş arasında sadece tesadüfi nitelik olması bu anlamda bir bağlantının bulunması için yeterli değildir.[23] Örneğin, çatıda kiremitlerin yerleştirilmesiyle görevli bir çalışanın, yoldan geçen kişinin üzerine işten bağımsız olarak yaptığı bir eylem neticesinde(örneğin sigara içerken yahut telefonla konuşurken) kiremit düşürmesi durumunda işle ilgili olma şartının sağlanmadığı açıktır. Ancak düşen bu kiremitler işin yapılması sırasında işle ilgili olarak üçüncü bir kişi üzerine düşmüş olsa idi bu şartın gerçekleştiğinden söz edilebilirdi. Ya da camları yenilemek için eve gelen usta bu işi yaparken komşulardan birinin balkon duvarını kırarsa burada yapılan iş ve zarar arasında bir bağ olduğu aşikardır.  Ancak eve gelen usta bu komşunun eski bir düşmanı olduğunu anlayıp iş çıkışı ona bir zarar verirse burada bağ olmadığı için TBK m. 66 uygulama alanı bulamayacaktır.   Bu anlamda vurgu yapılması gereken husus çalışanın yapmış olduğu iş ve meydana gelen zarar arasında doğrudan doğruya işlevsel bir bağ bulunmasıdır.[24] Yargıtay da bu doğrultuda kararlar vermiştir.[25] Bu unsurun yokluğu kusursuz sorumlu olarak adam çalıştırana gitmek için bir engeldir.

Meydana gelen zarar ve çalışanın eylemi arasında uygun illiyet bağı olmalıdır. Burada mağdur, zararı veren kişinin sorumlu tutulmak istenen çalıştıranın çalıştırdığı bir kişi olduğunu ve bu kişinin hukuka aykırı fiili ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmelidir.[26] Burada adam çalıştıranın kusurlu olup olmaması önemli değildir. Ancak zarar ve eylem arasında uygun nedensellik bağı yok veya herhangi bir nedenle kesilmiş ise adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğundan bahsetmek mümkün değildir.

Meydana gelen zarar çalışanın hukuka aykırı bir fiilinden meydana gelmiş olmalıdır. Bu hem doktrin hem de mahkeme içtihatlarıyla kabul edilmiş bir husustur.[27] Çalışanın yapmış olduğu davranış olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Burada önemli olan fiilin haksızlığını giderecek herhangi bir durumun olup olmamasıdır. Rıza ve meşru müdafaa gibi durumlar fiilin haksızlığını önleyen durumlardan sayılabilir. Haksız fiille kanunun korumaya çalıştığı hak veyahut özgürlüklerin ihlali söz konusu olur. Bu bakımdan kusursuz sorumluluğun şartlarından biri eylemin haksız olmasıdır.

  1. Üçüncü bir kişiye zarar verilmesi:

Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğuna gidebilmek için meydana gelmiş olan bu zarar üçüncü bir kişiye verilmiş olmalıdır. Burada adam çalıştıranın sorumluluğu ile ifa yardımcısının fiilinden doğan sorumluluğu birbirinden ayırmak gerekir. Zarar, çalıştırılan sıfatı ile üçüncü bir kişiye verilmiş ise adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu hükmü ile TBK m. 66 uygulanır. Eğer zarar üçüncü kişiye değil de mevcut olan borç ilişkisi tarafına karşı verilmiş ve çalışan burada ifa yardımcısı konumunda ise burada TBK m. 66 değil TBK m. 116 uygulanır.  Örneğin evin camları değiştirilirken usta komşu camın balkonunda maddi bir zarara yol açarsa burada adam çalıştıranın sorumluluğu bakımından TBK m. 66 uygulanırken aynı usta bu maddi zararı sözleşmenin tarafı olan ev sahibine karşı işlerse çalıştıran açısında artık TBK m. 66 değil TBK m. 116 uygulama alanı bulur.  Bu iki norm arasındaki farklılık kısaca, önceden mevcut bir borç ilişkisinin bulunup bulunmaması, yardımcı sıfatının kazanılması, kurtuluş kanıtı getirebilme imkanı ve zamanaşımı noktalarında mevcuttur. [28] Bu açıdan bir de BK m. 55 ve BK m. 100 üzerinden bir açıklama yapmak gerekirse;  BK m. 55 emredici nitelik taşıyıp sözleşme dışı bir sorumluluk olduğu için herhangi bir sorumsuzluk sözleşmesine konu olamıyorken BK m. 100 irade özerkliği çerçevesinde böyle bir sözleşmeye cevaz verir niteliktedir. Doktrinde bazı yazarlar ise her iki hüküm için de böyle bir sözleşme yapılabileceğini ileri sürmektedir.[29] Bu konuda bir de sebeplerin yarışması hususu tartışılır ki böyle bir durumda mağdur TBK m. 60 uyarınca dilediği sorumluluğa dayanabilir.

  1. Adam çalıştıranın kurtuluş kanıtı getirememesi:

Adam çalıştıranın sorumluluğu kusursuz sorumluluk hallerinden olduğu için yukarıda sayılan şartların sağlanır ve kurtuluş kanıtı getirilemezse çalıştıran kusursuz olsa bile meydana gelen zarardan sorumlu olur.  Yani burada kanun bir karine öngörmüş ve bunu çürütmek için de kurtuluş kanıtı getirme şartını aramıştır. Kurtuluş kanıtı, niteliği itibariyle bir kusursuzluk kanıtı değil aksine sorumluluktan kurtulma kanıtıdır.[30] Burada karineleri eski ve yeni kanunun farklarını da göz önüne alarak üç başlıkta incelemek faydalı olacaktır. Bunlar;

d.1.  Çalıştırana yönelik karine:

Çalıştırılanın, çalışanın işini gördüğü sırada hukuka aykırı bir fiile bir üçüncü kişiye zarar vermesi durumunda adam çalıştıran TBK m. 66 uyarınca; “… çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.”[31] Burada bahsedilen özen yükümü sübjektif olmayıp objektif niteliktedir. Maddede geçen çalışanını seçmede özen yükümü işi yapmaya ehil olmayı kapsadığı gibi bunun yanında ahlaki, fiziki yetkinlikleri de kapsar. Örneğin ucuz olması için işi bilmeyen çıraklarla iş görmek ne kadar kurtuluş kanıtı getirmeyi zorlarsa, fiziki olarak o işi yapmaya yetkin bir çalışan seçmemek de o kadar zorlaştırır. Talimat vermede gerekli özenin gösterilmesi yapılacak iş açısından doğru yolu, yordamı açıklamak, gerekli emirleri ve talimatları vermektir. Denetleme için gerekli özenin gösterilmesi ise işin yürütülmesi sırasında sonradan ortaya çıkacak sorunlar bakımından da çalıştıranın gerekli emir, bilgi ve talimatı vermesini ifade eder.[32] Güvenlik önlemlerinin alınması, iş sırasında denetleneceği hususunda çalışan üzerinde bir kanı oluşturmak da denetimde gösterilecek özene girer. Eski BK da bu durumu aynı minvalde düzenlemiş ve TBK’dan farklı olarak daha genel bir açıklama yapmıştır.[33]

d.2.  İşletme şartına ilişkin karine:

TBK m. 66/3 e göre “Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.” Bu karineyi çürütmek için adam çalıştıranın meydana gelen zararın işletme çalışma düzeninden oluşmadığı, bilakis çalışma düzeninin zararın doğuşunu önlemeye elverişli olduğunu ispatı gerekir.[34] İşletmenin tehlike arz eden bir işletme yahut ticari bir işletme olmasına gerek yoktur.[35] Tüzel kişi ya da gerçek kişi de olabilir. Yani burada adam çalıştıranın kusursuz sorumluluktan kurtulmak için üzerine düşen denetim ve gözetim ödevini yerine getirdiğini ispatı yetmez, buna ek olarak bir de işletme düzeninin zararın meydana gelmesini önlemeye elverişli olduğunu ispat etmesi gerekir. Burada bahsedilen ispat zorunlulukları seçimlik değildir, her ikisinin de birlikte ispatı gerekir.[36] Bu karinenin kabul edilmesinin temel sebebi, her ne kadar çalıştırılanın seçimi, denetimi, ve ona talimat verilmesi hususunda hiçbir özen eksikliği bulunmasa da işletme şartlarındaki bir eksiklik yahut elverişsizlik sebebiyle yine üçüncü bir kişiye zarar verilebileceğidir.[37]

d.3.  Nedensellik bağına ilişkin karine:

Nedensellik bağı hususunda eski ve yeni kanunlar arasında bir farklılık bulunmaktadır. BK m. 55 e göre adam çalıştıran, gerekli özen yükümünü yerine getirdiğini ispat edilemese de  “… dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamayacağını …” ispat ederek bu karineyi çürütebilmekteydi. Bu hüküm TBK m. 66’ya alınmamıştır. Çünkü BK m. 55’te düzenlenen hususun zarar ve fiil arasındaki illiyet bağını kesen bir durum olduğu, bu nedenle madde metnine alınmasının gerekmediği gerekçe metninde ifade edilmiştir.[38] Bu durum kanaatimce yerindedir, şöyle ki; böyle bir

hüküm kabul edilmiş olmasa bile, adam çalıştıran genel kurallar çerçevesinde ve bu çerçevede aranan genel şartlar sebebiyle, çalışanın eylemi ile meydana gelen zarar arasında mücbir sebep, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru olduğunu kanıtlamak suretiyle zaten illiyet bağının kesildiğini ispat ederek kurtulabilir.[39] Ancak doktrinde ispat külfetinin yer değiştirdiği kabul edilerek, artık illiyet bağının varlığını ispat külfetinin genel prensibe uygun olarak zarar görene geçtiği benimseniştir. [40] Bu husus hakkında bahsedilmesi gereken son husus, ispat edilmesi gereken nedensellik, çalıştırılanın fiili ile zarar arasındaki nedensellik değil, adam çalıştıranın gerekli özeni göstermemesi ile meydana gelen zarar arasındaki nedenselliktir.[41]

  1.  Sorumluluğun Sonuçları:

BK m. 55 ve TBK m. 66 da düzenlenen adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğunun oluşması için yukarıda geçen şartların oluşması yeterlidir.  Bu şartlar gerçekleştiğinde adam çalıştıran, zararın meydana gelmesinde kusuru olmasa dahi, ortaya çıkan bu zararı tanzimle yükümlü olacaktır. Tazminatın belirlenmesinde haksız fiillere ilişkin genel hükümler [42](TBK m. 51 vd. 818 s.lı kanun zamanında ise BK m. 42 vd.) uygulansa da kusurun ağırlık derecesi, kusursuz sorumluluk hallerinden biri olması sebebiyle adam çalıştıranın sorumluluğunda uygulama alanı bulmaz.[43] Ancak bu, kusurun hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmemelidir.  Adam çalıştıranın zararın meydana gelmesinde kusuru varsa, “munzam-eklenen- kusur”,  yukarıda belirtilen karinelerin çürütülmesini engellemekte ve tazminatın indirilmesi için herhangi bir sebep bulunsa bile bu indirime engel olabileceği gibi birden fazla sorumlu olması halinde ise rücu meselesinde etkili olabilmektedir.[44]

Doğan zarardan sadece adam çalıştıran değil, zarara kusuruyla sebebiyet veren çalışan da onunla beraber sorumlu olur. Bu durumda birden fazla kişi, aynı zarardan farklı hukuku sebeplerle de olsa müteselsilen sorumludur.(TBK m. 61) Böylece zarar gören kimse isterse TBK madde 49 uyarınca haksız fiili yapan çalışana, isterse TBK madde 66 uyarınca doğrudan doğruya adam çalıştırana karşı veya her ikisine birlikte tazminat davası açabilir.[45] (BK zamanında bu husus BK m. 66 ve m. 41 e dayanarak çözümleniyordu)

Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğunda bir diğer husus, çalıştıranın sayısıdır. Bu anlamda adam çalıştıran bir kişi olabileceği gibi, birden fazla ortağın bulunduğu bir şirket yahut adi ortaklık olabilir. Burada adam çalıştıran sıfatına haiz her ortak, doğan zarardan kusursuz olarak müteselsilen sorumlu olacaktır.

TBK m. 66’da düzenlenen bir diğer husus çalıştıranın kusuru ölçüsünde çalışana rücu etmesidir. Şöyle ki TBK m. 66/f.4 “Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiştir. Yani, adam çalıştıran belli ölçülerde çalışanına rücu etme hakkına sahiptir.  Bu hüküm doktrinde[46] TBK m. 61 de düzenlenen müteselsil sorumlulukla aynı hususu düzenlemiş olarak düşünülse de kanaatimce, -en azından- kusursuz sorumluluk sebeplerinden biri olarak düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğunda, çalışana hangi sınırlar içerisinde rücu edebilme hakkını düzenlediği için TBK m. 61’den ayrılmaktadır. Kanun lafızlarına baktığımız zaman TBK m. 61’in çalıştıran sıfatında bulunan ortaklara karşı da (kusursuz olsalar dahi) kullanılabilecek bir genel sorumluluk halini düzenlediği, bunun yanında TBK m. 66’nın ise sırf adam çalıştıranın sorumluluğunda hangi ölçülerle kusuru bulunan çalışana rücu hakkına sahip olduğunu düzenlendiği ve bu sebeple de daha spesifik bir düzenleme olduğu göze çarpmaktadır.  Bu açıdan adam çalıştıran ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir. Çalışanın kusurunu aşan bir miktar için çalıştıran rücu hakkını kullanamayacaktır. Aynı zamanda rücu edebilmesi için bu tazminatın ödenmiş olması gerekir, ödeme yapılmadıkça rücu hakkı da bulunmamaktadır. Ancak burada ödemenin bir mahkeme kararına dayanmış olması da gerekmez.[47]  Aynı zamanda tazminat borcunun tamamı ödenmeyip kısmi ödeme yapıldıysa eksik kalan kısım için de rücu başvurusu yapılamaz, tazminat miktarının tam bir şekilde ödenmesi gerekir. Rücu hususunda en önemli nokta, meydana gelen zararda çalışanın kusuru bulunmasıdır, kusur oluşmamışsa rücu hakkından da söz edilemez.

TBK m. 66/f.4’ün uygulanmasında bahsedilmesi gereken son husus rücu hakkının altında yatan sebeptir. Adam çalıştıranın zararı ödedikten sonra çalışanına rücu edebilmesi içinya çalışan şahsen kusurlu olmalı (TBK m. 49 uyarınca tazminatla yükümü olmalı) yahutçalışanın davranışı kendisini çalıştıranla aralarındaki sözleşmeye (borca) aykırılık oluşturmalıdır (Bu da TBK madde 112’de ki esaslara göre sorumlu olmasını gerektirir).[48]

Bu husus BK m. 55’te de benzer bir şekilde düzenlenmiş olmakla beraber sorumluluğun ölçüsü hakkında bir değişiklik bulunmaktadır.  Bu hükümde de adam çalıştıranın, çalışana karşı bir rücu hakkı olduğu düzenlenmişti. Burada da benzer şekilde çalışan kusurlu olmalıydı, aksi halde rücu hakkı vücut bulmamaktaydı. Yargılama giderleri ve meydana gelen faiz de tazminatın içine girmekteydi.[49] TBK ve BK’da rücu hakkı üzerinde tek farklılık m. 66’ya “… ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde” ibaresinin eklenmesidir. Yani adam çalıştıran ödediği tazminattan fazlasını çalışandan isteyemeyecektir. Ancak bu kanunun lafzında açıkça belirtilmemiş olsa da BK m. 55’ in de aynı ölçüde yerleşmiş kanıya riayet ettiği aşikardı.

Sorumluluğun sonuçları bakımından bahsedilmesi gereken son husus zamanaşımı mevzuudur. Bu bakımdan kanun koyucu adam çalıştıranın sorumluluğuna özel bir zamanaşımı belirlememiştir. TBK’nın yürürlüğe girmesiyle adam çalıştıranın sorumluluğunda zamanaşımı bakımından yararlanacağımız madde TBK m. 72’dir. Kanun koyucu bu maddenin birinci fıkrası ile “ Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” hükmünü kabuletmiştir. Yani, bu sürenin başlaması için zarar gören, zararı ve meydana getireni öğrenmiş olacak, buna ek olarak bir de çalışma ilişkisini ve çalıştıranı da öğrenecektir.[50] TBK madde 72 fıkra 1’in c bendi ise “tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanırhükmünü kabul etmiştir.  Rücu hakkındaki zamanaşımı süresi ise TBK m. 73’te belirtilmiştir. Bu hükme göre “Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu  kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” Aynı hükmün ikinci fıkrası ise “Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.“ hususunu kabul etmiştir. BK m. 55 açısından da özel bir zamanaşımı hükmü düzenlenmediği gibi süre bakımından da yeni düzenleme ile farklılıkları bulunmaktaydı. Bu bakımdan Çalıştıran ve çalışan arasındaki ilişki akdi bir ilişkiye dayanıyorsa rücu davasında zamanaşımı süresi tazminatın ödenmesinden itibaren 10 yılken aradaki ilişki sözleşmeden değil de BK m. 55/2’ye dayanıyorsa tazminatın ödenmesinden itibaren 1 yıllık süre içinde rücu edilebilmekteydi. [51]

SONUÇ:

Bu yazıda adam çalıştıranın sorumluluğu sadece yeni kanun çerçevesinde incelenmeyip uzun yıllar yürürlükte kalan 818 sayılı kanun ile beraber incelenmiştir. Ortaya çıkan hususlar bakımından genel olarak kusursuz sorumluluk hali irdelenmiş, kaynak teşkil eden kanun maddeleri açıklanmış ve bu sorumluluğun esası ve nitelikleri belirlenmiştir.  Maddelerden çıkan hususlar doğrultusunda adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğundan söz etmek için gereken şartlar belirlenmiştir.  Bu şartlar kısaca istihdam ilişkisi, üçüncü kişinin zarara uğraması ve bu zararın işin görülmesi sırasında işle ilgili olması olarak belirlenmiş ve her birinin üzerinde ayrı ayrı durulmuştur. Şartların tam olması halinde doğan zararın tazmini ve bu doğrultuda ortaya çıkan rücu hakkı da eski ve yeni kanun karşılaştırılması minvalinde ele alınmış ve en son zamanaşımı mevzusu ile yazı tamamlanmıştır.

Yapılan araştırmalar sonucu kanaatimiz; kanun maddelerinde aslında düzenlemenin birbirinden çok da farklılaşmadığı, ufak eklemeler ve çıkarmalar yapılarak korumaya çalıştığı hukuki değeri değiştirmediğidir. Bu bakımdan TBK m. 66 ının fıkra sayısında bir artma olmuş, ikinci fıkraya işle ilgili lafzi bir karine eklenmiş, rücu edilecek ölçü lafzi olarak dördüncü fıkraya eklenmiştir. Bunun yanında BK m. 55 te düzenlenen nedensellik karinesi yeni madde hükmüne alınmamıştır. Son tahlilde adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu genel kusur prensibine bir istisna getirmesi sebebiyle ispat külfetini ters çevirmiş bulunsa da nedensellik karinesinin kanun maddesinden çıkarılması bu külfeti nedensellik bağının ispatı hususunda genel ispat prensibine döndürmüştür.

KAYNAKÇA: 

Ayan, Mehmet. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. 7. Baskı. Konya : Mimoza Yayınları, 2012.

Eren, Fikret. Borçlar Hukuku Genel Hükümler.  11. Baskı. İstanbul : Beta, 2009.

Kılıçoğlu, Ahmet M. Borçlar Hukuku Genel Hükümler.  8. Baskı. Ankara : Turhan Kitabevi, 2007.

Nomer, Haluk Nami. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. 13. Baskı. İstanbul : Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş., 2013.

Oğuzman, M. Kemal. Öz, Turgut, M.  Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt II. 10. Baskı. İstanbul : Vedat Kitapçılık, 2013.

Talip, Aras. Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi. Ankara: 2015.

Tekinay, Selahattin Sulhi. Akman, Sermet. Burcuoğlu, Halûk. Altop, Atillâ. Borçlar Hukuku Genel Hükümler.  7. Baskı. İstanbul : Filiz Kitabevi, 1993.

Zevkliler, Aydın. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara : Turhan Kitabevi, 2001.



[1] Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 497.

[2] Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 498.

[3] 6098 Sayılı Kanun Gerekçesi, m. 66.

[4] 6098 Sayılı Kanun Gerekçesi, m. 66. Bu yeni düzenleme, uygulama ve öğretide savunulan görüşü yansıtmış olmaktadır.

[5] 6098 Sayılı Kanun Gerekçesi, m. 66.

[6] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II , s. 139

[7] Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 129

[8] Zevkliler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku: Genel Hükümler ve Özel Borç İlişkileri Ana İlkeler, s. 230. Yazara göre; organizasyonda özen ödevi: İşletmenin ve faaliyetin çalışma düzeninde önemli davranılmasıdır. Adam çalıştıran, işletmede, zararın doğmasını önleyecek bir çalışma düzeni oluşturduğunu ispat etmelidir. 

[9] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II , s. 140; Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 576

[10] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 580.

[11] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 575. Ayrıntılı bilgi için bkz. 575 vd.

[12] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 575.

[13] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, S. 578; Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 65.

[14] Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 207.

[15] Yarg. 4. HD. 16.06.1986, 4100/4720 (Uygur, Cilt: I, s. 872)

[16] Y. HGK. E. 1999/13-1035, K. 1999/1039,T. 15.12.1999.  (Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 72.)

[17] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s. 141; Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 580; Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 130; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren yeni usul kanunuyla getirilen istisna için bkz. AYM, 16.02.2012, E. 2011/35, K. 2012/23 (RG 19.05.2012, Sayı:28297).

[18] Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 129.

[19] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 581.

[20] Ayrıntılı bilgi için bkz. Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 580.

[21] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 579.

[22] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 69.

[23] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 582.

[24] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 582.

[25] Örnek için bkz. Y. 19. HD.’nin’ın konu ile ilgili E. 2003/10647,K. 2004/7469,T. 21.6.2004 kararı uyarınca “Davalı şirket kendisine tahsil olunan “POS” cihazı ile müşterilerine kredi kartı kullandırarak alışveriş yapma imkanı sağlamaktadır. Sahibi bulunduğu işletmede “POS” cihazının kullanımı ve yapılan alışverişlerin bedelinin tahsili için dava dışı EB’ü istihdam etmiştir. İstihdam edilen EB. şirkete “Encoder” adlı cihazı getirip “POS” cihazına monte ederek, alışveriş yapan müşterilerin ödeme sırasında verdikleri kredi kartlarını önce “POS” cihazından geçirdikten sonra manyetik alandaki kart bilgilerini kopyalamak için “Encoder” cihazında işleme tabi tutarak kopyalanan manyetik alanları bir başka kredi kartına bilgisayar marifeti ile aktararak sahte kredi kartları düzenlediği ve bu sahte kartlar ile alışveriş yapıldığı anlaşılmaktadır. EB davalı şirketin tahsilat yapmak ile görevli olarak istihdam edilen kişi olup, zararın oluşumuna neden olan eylem görevin ifası sırasında gerçekleşmiştir. Sahte kart düzenlenmesi sırasında eylem için asıl gerekli olan sözleşme uyarınca davalı şirkete müşterilerin alışveriş yapması- na imkan sağlayan ve doğrudan banka ile irtibatlı olan “POS” cihazı olup anılan cihaz davalı şirketin kontrol ve güvenliği altındadır. Dışarıdan temin edilen “Encoder” cihazı eylemin asli unsuru değildir. Bu durumda davalı şirketin ( istihdam ) sorumluluktan kurtulmak için yukarıda açıklanan yasa maddesindeki kurtuluş beyyinesini iddia ve ispat edemediği ve istihdam eden olarak istihdam ettiği kimsenin davacıya verdiği zarardan sorumlu tutulması gerekir.”( Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 73.)

[26] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.143.

[27] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 582.

[28] Zevkliler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku: Genel Hükümler ve Özel Borç İlişkileri Ana İlkeler, s. 229.  

Zarar görenin davasını TBK m. 66’ya dayandırması halinde adam çalıştıran özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak davanın TBK m. 116’ya dayanması halinde borçlu (adam çalıştıran) borcu kendisi ifa etse idi dahi aynı zararın ortaya çıkacağını ve kendisinin de bundan sorumlu tutulamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Ayrıca TBK m. 66’da adam çalıştıranla çalışan arasında bir bağımlılık ilişkisine gerek varken, TBK m. 116’da böyle bir ilişkiye gerek yoktur. Diğer bir fark da TBK m 66’ya göre tazminat talepleri TBK m. 72 uyarınca zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme tarihinden itibaren 2 yılda zamanaşımına uğrar iken, TBK m. 116’da zamanaşımı TBK m. 146 uyarınca 10 seneye bağlanmıştır: Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 75.

[29] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 577.

[30] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 584.

[31] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.147.

[32] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 584

[33] eTBK m. 55, “…zararın vuku bulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu… ispat ederse mesul olmaz”

[34] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.149.

[35] Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 135.

[36] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 80.

Önemle belirtmek gerekir ki işletme şartlarına ilişkin olan bu sorumluluk türü ile TBK madde 71’de düzenlenen genel tehlike sorumluluğu birbirinden farklıdır. Zira genel tehlike sorumluluğunda sorumluluğun kaynağı, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyeti nedeniyle tipik tehlikenin gerçekleşmesidir. Oysa işletme şartlarına ilişkin sorumlulukta, işletme nedeniyle bir zararın meydana gelmesi ve adam çalıştıranın işletmenin çalışma şartlarının zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispatlayamaması yeterli olup ayrıca işletmenin tehlike arz eden bir işletme olmasına gerek yoktur: Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 80.

[37] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.149.

[38] 6098 Sayılı Kanun Gerekçesi, m. 66.

[39] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 80.

[40] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.149; Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 79; Nomer, Borçlar Hukuku Gene Hükümler, s.135.

[41] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.151.

[42] Durumun gerektirmesi, mağdurun birlikte kusurlu olması, hükmedilen tazminatla davalının yoksulluğa düşecek olması husususları açısından bkz. Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.124,125.

[43] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.152.

[44] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.152.

[45] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 83.

[46] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 83.

[47] Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: II, s.153; Adam çalıştıran mahkeme kararını beklemeden yahut kendisine hiç dava açılmamış olmasına rağmen ödeme yapmış olsa da yine rücu hakkına sahiptir. Ancak bu durumda zarar görene, çalıştırılanın kusuruyla sorumlu olduğu durumdan daha fazla tazminat ödemesi yapıldıysa, çalışan gerçekte bu miktarda bir tazminat doğmadığını ispat ederek, zarar görene ödenmiş olan fazla kısım için ödeme yapmaktan kaçınabilir. 

[48] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 83.

[49] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 587.

[50] Aras, Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi, s. 85.

[51] [51] Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s. 587.