COVID-19 Salgınının Sözleşmelere Etkisi

COVID-19 Salgınının Sözleşmelere Etkisi

Bilindiği üzere, Aralık ayı başında Çin'in Vuhan kentinde başlayarak tüm dünya ülkelerine yayılan yeni Corona Virüs (Covid-19) nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi (salgın hastalık) ilan edilmiştir. Ülkemiz dâhil olmak üzere birçok dünya ülkesi ilgili hastalık sebebi ile olağanüstü tedbirler uygulamaya başlamıştır. İşbu olağanüstü tedbirler ile doğal olarak ticari hayat da ciddi oranda etkilenmiş olup bu kapsamda yapılan sözleşmelerin akıbetinin ne olacağını işbu yazımızda açıklayacağız.

Öncelikle tarafların akdettiği sözleşmede mücbir sebep, beklenmedik hal ve/veya sözleşmenin uyarlanmasına dair hüküm olup olmadığına, var ise bu hükümlerin yeterli olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu hükümler yok ise Covid-19 salgın hastalığının sözleşmelere etkisini aşağıdaki üç hal kapsamında değerlendirmemiz gerekecektir.

 İfa İmkânsızlığı
 Geçici İmkânsızlık
 Aşırı İfa Güçlüğü ("Hardship") sebebi ile Sözleşmenin Uyarlanması

1. SÖZLEŞMELERDE HÜKÜM BULUNMASI HALİ
Sözleşmesel yükümlülüklerin ifası noktasında Covid-19'un etkisini incelerken başta "mücbir sebep" (force majeure) ve "uyarlama maddesi" olmakla beraber sözleşme hükümleri bütüncül olarak incelenmelidir. Bazı sözleşmelerde mücbir sebep halleri tek tek sayılmak suretiyle sınırlayıcı olarak belirtilmekte iken; bazı sözleşmelerde ise "gibi, benzer hallerde" ibareleri kullanılarak örnekleme suretiyle belirtilmektedir. Mücbir sebeplerin sınırlayıcı şekilde sayıldığı sözleşmelerde "salgın hastalık" ibaresi yer almasa bile bu hususun sözleşmenin yorumlanması kapsamında mevzu bahis olacağı unutulmamalıdır. Nitekim mücbir sebep, kanunlarımızda tanımlanmayan, Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler neticesinde ifade edilmekte olan bir kavramdır. Sözleşmelerde net olmayan ifadelere yer verilmiş olmasının sözleşmelerin yorumlanmasında problemlere neden olabileceğini de hatırlatmak isteriz.

2. SÖZLEŞMELERDE HÜKÜM BULUNMAMASI HALİ
Sözleşmelerde hüküm bulunmaması halinde Covid-19 salgın hastalığının yarattığı etkiyi "ifa imkânsızlığı", "geçici ifa imkânsızlığı" ve "aşırı ifa güçlüğü" noktasında değerlendirmemiz gerekmektedir.

2.1. İfa İmkânsızlığı
İfa imkânsızlığını genel olarak tanımlayan Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 136. maddesine göre, "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder... Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür."

Bu düzenlemeye göre, Covid-19 salgın hastalığı halinde borcun ifası noktasında borçlunun sorumlu tutulup tutulamayacağını değerlendirmek gerekir. Covid-19 salgın hastalığının, objektif imkânsızlık hali yaratması kuvvetle muhtemeldir. Ancak sözleşmenin bu salgın hastalığın öngörülmesi veya öngörülmesinin beklenebileceği bir zamanda akdedildiği veya bu salgın hastalığın edimlerin ifası için herhangi bir engel yaratmadığı ispatlanır ise borçlu sözleşmesel edimlerini yerine getirmek zorunda kalacaktır. Bu halde borçlu edimlerini ifadan kaçınır ise alacaklı, TBK 112. maddesi gereği uğramış olduğu zararları talep edebilecektir.

Yargıtay kararlarında ve doktrinde kabul gören mücbir sebep hallerinden birinin açıkça mevcut olması, borcun ifasından tarafların sorumlu tutulamayacağı anlamına gelebilecektir.

Yargıtay Kararlarına baktığımızda "salgın hastalıklar "ın mücbir sebep olarak kabul edildiği görülmektedir:

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.09.2019 tarih, 2016/ 9116 E. ve 2019/16141 K. sayılı ilamı; "...4857 sayılı İş Kanunu'nun 25'inci maddesinin (III) numaralı bendinde, işçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması halinde, işverenin derhal fesih hakkının olduğu açıklanmıştır. İşçiyi çalışmaktan alıkoyan nedenler, işçinin çevresinde meydana gelmelidir. İşyerinden kaynaklanan ve çalışmayı önleyen nedenler bu madde kapsamına girmez. Örneğin işyerinin kapatılması zorlayıcı neden sayılmaz (Yargıtay 9. HD. 25.4.2008 gün 2007/16205 E, 2008/10253 K.). Ancak, sel, kar, deprem gibi doğal olaylar nedeniyle ulaşımın kesilmesi, salgın hastalık sebebiyle karantina uygulaması gibi durumlar zorlayıcı nedenlerdir..."

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.06.2018 tarih, 2017/90 E. Ve 2018/1259 K. Sayılı ilamında mücbir sebep şöyle tanımlanmıştır. "...Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 582). Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır. Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı gibi mücbir sebebin bir takım unsurları vardır. Öncelikle mücbir sebep, zorlayıcı bir olaydır. Bu olay doğal, sosyal veya hukuki bir olay olabileceği gibi insana bağlı beşeri bir olay da olabilir. Bu olay, zarar verenin faaliyet ve işletmesi dışında kalan bir olay olmalıdır. Mücbir sebep nedeniyle zarar veren, bir davranış normunu veya sözleşmeden doğan bir borcu ihlal etmiş olmalıdır. Yine mücbir sebep, davranış normunun ihlali ya da borca aykırılığın sebebi olmalı ve kaçınılmaz bir şekilde buna yol açmış olmalıdır. Kaçınılmazlık kavramı, mücbir sebep yönünden karşı konulmazlık ve önlenemezlik kavramını da kapsar. Mücbir sebebin bir diğer unsuru ise öngörülmezliktir."

Ancak geçmiş yıllarda ülkemizde görülen "kuş gribi" vakası değerlendirildiğinde bunun mücbir sebep olarak kabul edilebilmesi için yeterli bir etkiye sahip olmadığına karar verilmiştir:

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2016 tarih, 2015/7538 E. ve 2016/719 K. sayılı ilamı; "...Davalının davacı ile imzaladığı sözleşme uyarınca toplamda 95.000,00 USD ödediği, davalının kuş gribi ve bombalamaların mücbir sebep oluşturduğu savunmasına tarafların tacir olmaları, olayların etkisinin sınırlı olduğunun belirlenmesi ve aralarındaki sözleşme nazara alınarak kabul görmediği..."

Lakin unutulmamalıdır ki, ülkemizin son yirmi yıl içerisinde maruz kaldığı kuş gribi ve domuz gribi hastalıkları, Covid-19 gibi geniş bir etkiye sahip değildi. Bu yazının yazıldığı tarihte resmi makamlarca açıklanan verilere göre; Dünya çapında 526.435 etkin vaka sayısı, 141.916 tedavi gören vaka sayısı, 33.174 ise ölen vaka sayısı bulunmaktadır. Bu istatistiğe dâhil olan ülkemizdeki verilere göre ise; 8.981 etkin vaka sayısı, 105 tedavi edilen vaka sayısı, 131 ölen vaka sayısı bulunmaktadır.

İdari makamlar, "Koronavirüs Tedbirleri" adı altında umuma açık istirahat ve eğlence yerleri, sinema, konser, güzellik salonları, kuaför gibi pek çok işletmenin faaliyetlerinin durdurulmasına karar vermiştir. Bu işletmeler için ortada bir mücbir sebep durumunun olduğu tartışmasızdır. İdari makamlarca bunlar gibi faaliyetleri durdurulmayan işletmeler için ise, mücbir sebep hali net olmayıp yukarıdaki izahatlarımızla beraber her sözleşmenin kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bunlarla beraber, yabancı ülkelerde Covid-19 salgın hastalığı sebebi ile mücbir sebep sertifikaları verilmeye başlanmıştır. Örneğin, Çin Uluslararası Ticareti Geliştirme Konseyi tarafından (China Council for the Promotion of International Trade-CCPIT) bu tür mücbir sebep belgeleri verilmiştir. Önümüzdeki süreçte, Çin ile ticari ilişki içerisinde olan Türk firmalar hasebiyle, bu gibi belgelerin sözleşmelere etkisi Türk yargı organları tarafından tartışılacaktır.

2.2. Geçici İmkânsızlık
Yukarıda izah ettiğimiz "ifa imkânsızlığı" kesin, kalıcı bir imkânsızlık anlamına gelmektedir. Bu sebep ile borçlu borcunda kurtulmaktadır. Covid-19 salgın hastalığının ne kadar süreceği, sözleşmelerin bu süreçte anlamını yitirip yitirmeyeceği belirsizdir. Bu sebeple, içinde bulunulan bu hal "geçici imkânsızlık" olarak değerlendirilebilir.

TBK'da geçici ifa imkânsızlığı müessesesine dair herhangi bir tanımlama yoktur. Yargı kararları ve doktrinde kabul gören bu müessesenin sonuçları tartışmalıdır. Bazı görüşlere göre, geçici imkânsızlık halinde borçlunun borcu sona ermediğinden "borçlu temerrüdü" (TBK md. 117) oluştuğu ifade edilmektedir. Aksi görüşe göre ise, mevcut imkânsızlık hali nedeniyle edimin ifasının bu geçici imkânsızlık süresince ertelenmesi kabul edilmektedir. Nitekim aşağıda belirtilecek Yargıtay kararında da bu görüş benimsenmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 tarih, 2010/15-193 E. ve 2010/235 K. sayılı ilamı; ..."İfa imkânsızlığı borcu sona erdiren nedenlerdendir. Gerçekten BK. md. 117/1'e göre "borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifası mümkün olmazsa borç sakıt olur". İfa imkânsızlığı ortaya çıkış nedenlerine göre bazı ayırımlara tabi tutulmaktadır. Bu ayırımlardan birisi de objektif imkânsızlık (daimi imkânsızlık)-geçici imkânsızlık ayırımıdır. Şayet ifa imkânsızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkânsızlık denilmektedir. Objektif imkânsızlıkta sözleşme esasen BK. md.20 uyarınca butlanla batıldır (geçersizdir) ve ayrıca feshi gerekmez. Hâlbuki geçici imkânsızlıkta akdin ifası (icrasının istenmesi) bir hadisenin gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak o hadise tahakkuk ederse akdin icrası istenebilir. (...) Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural "ahde vefa=söze sadakat" ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine "akde tahammül süresi" denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir..."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.09.2010 tarih, 2010/14-386 E. ve 2010/427 K. sayılı ilamda ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.09.2011 tarih, 2010/13-528 E. ve 2011/571 K. sayılı ilamda; "...Şüphesiz geçici imkansızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural ahde vefa, söze sadakat ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkansızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine akde tahammül süresi denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2010 gün ve 2010/15-193- 235 sayılı ilamı)..."

Bu kararlara göre, geçici imkânsızlık hali süresince söz konusu akdin devam etmesi gerekmekte olup bu süreye "akde tahammül süresi" denmektedir. Covid-19 salgın hastalığının etkilerinin azaldığı ve akabinde hukuki problemlerin çıktığı dönemde bu sürecin geçici bir imkânsızlık hali yaratıp yaratmadığının çok tartışılacağı bir gerçektir.

2.3. Aşırı İfa Güçlüğü ("Hardship")
TBK 138. maddesinde aşırı ifa güçlüğü tanımlanmaktadır. İşbu maddenin kapsamında olabilmek için şu şartların bulunması gerekmektedir:
 Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkmış olması,
 İşbu olağanüstü durumun borçludan kaynaklanmamış olması,
 İşbu olağanüstü durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olması,
 İşbu olağanüstü durumda borçlunun, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması.

Covid-19 salgın hastalığının aşırı ifa güçlüğü yarattığı ve bu sebep ile sözleşmenin uyarlanmasını talep etmesi yukarıdaki şartların mevcudiyeti halinde mümkün olabilecektir. Lakin bazı sözleşmelerin mahiyeti gereği uyarlanması zordur. Bunlara örnek olarak; teminat sözleşmeleri, sigorta sözleşmeleri, gelir paylaşımlı inşaat sözleşmeleri verilebilir. Bu hallerde uyarlama tercih edilmesi halinde hiçbir hükmün yanlış anlamaya mahal vermemesi için ekstra bir özen gösterilmelidir.

Her sözleşme kapsamında yerine getirilen/getirilecek olan edimler Covid-19'dan etkilenmemektedir. Salt Covid-19 salgın hastalığını bahane göstererek sözleşmesel edimlerini ifa edebilecek iken etmekten kaçınan veya uyarlama talep eden tacirler "dürüstlük ilkesi ve basiretli tacir ilkesi" gereğince ifadan kaçınamayacak ve sorumlu tutulacaktır.

3. ULUSLARARASI TİCARİ SÖZLEŞMELERİN DURUMU
Yabancı firmalar ile yapılan sözleşmelerde öncelikli sorun sözleşmeye uygulanacak hukukun belirlenmesidir. Buna dair sözleşmede hüküm bulunup bulunmadığına bakılmalıdır. Şayet sözleşmede buna dair hüküm yok ise, kanunlar ihtilafı düzenlemeleri kapsamında sözleşmeye uygulanacak hukuk tespit edilecektir. Bu tespitin yapılması ile belirlenen ülkenin yasal düzenlemeleri çerçevesinde Covid-19 süreci değerlendirilecektir.


SONUÇ
Covid-19 salgın hastalığının Dünya tarihinde unutulmayacak kadar ciddi bir etkiye sahip olduğu, bu süreçte birçok hukuki ilişkiyi sekteye uğrattığı ve uğratacağı, birçok dev firmayı çalışamaz hale getirdiği, bu sürecin sona ermesinden sonra uzun bir süre etkilerinin silinemeyeceği bir gerçektir. Bu sebeple akdedilen sözleşmelerde nasıl etkiler doğuracağı şu an için belirsiz olup, çeşitli ihtimaller yukarıda detaylıca izah edilmiştir.

Özellikle belirtmek isteriz ki, her sözleşme kendi konusu ve şartları dâhilinde değerlendirilmelidir. Öncelikle sözleşmede mücbir sebep veya uyarlama hükmü olup olmadığına bakılmalıdır. Şayet mevcut ise bu hükme göre yorum yapılmalıdır. Sözleşmede yer alan mücbir sebep maddesinde "salgın hastalık" ibaresinin yer almaması, sözleşme kapsamında salgın hastalığın mücbir sebep olarak kabul edilmeyeceği anlamına gelmez. Nitekim salgın hastalık yargı kararları ve doktrince mücbir sebep olarak kabul edilmektedir. Sözleşmede bu hususlara ilişkin herhangi bir hüküm yok ise kesin-geçici ifa imkânsızlığı ve aşırı ifa güçlüğü bağlamında değerlendirme yapılması gerekmektedir. Şu an içinde bulunulan halin kesin ifa imkânsızlığı mı yoksa geçici ifa imkânsızlığı mı teşkil ettiği tartışmalıdır. Yukarıda detaylıca izah edildiği üzere, her sözleşmenin konusuna, içeriğine, kapsamına, şartlarına göre edim yükümlülüklerinin salgın hastalıktan ne oranda etkilendiği hususu belirlenebilecektir. Nitekim ortada bir ifa imkânsızlığı olmamasına karşın bunu ifa etmesi borçluyu zor duruma sokacak, mahvına neden olacak ise, TBK md. 138 kapsamında sözleşmenin uyarlanması hâkimden talep edilebilecektir.

Covid-19 salgın hastalığı dünya çapında hızla ilerlemekle beraber bu ilerlemenin daha ne kadar süreceği ve ilerleme hızının hangi oranlara yükseleceği belirsiz olduğundan, hukuki uyuşmazlıkların ne oranda etkileneceği hususunda kesin yargılarla konuşulması mümkün değildir. Bu sebeple, ilgili süreçte ticari ilişkilerde ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda daha uzlaşmacı bir tavır sergilenmesi gerekmektedir. Keza uyuşmazlık halinde TBK md. 136 kapsamında sözleşmesel ilişkinin sona erdiği iddia edildiğinde karşı taraf "geçici imkânsızlık" gereği sözleşmenin devam ettiğini ileri sürebilir. Bu sebeple risk alınmaması için TBK md. 138 kapsamında uyarlama talebinde bulunulması makul bir seçenek olacaktır. Bu kapsamda herhangi bir edim ifası yapılabilecek ise, muhakkak içinde bulunulan sürece dair tüm talep haklarınızın saklı tutulmasına ilişkin şerh koyulması gerekmektedir. Yabancı firmalar ile yapılan sözleşmeler için ise öncelikle uygulanacak ülke hukukunun tespit edilmesi gerekmekte olup bu tespite göre hukuki ilişkiler değerlendirilmelidir. 29.03.2020

KAYNAKÇA
- Prof. Dr. Başak Baysal, Sözleşmenin Uyarlanması, TBK m. 138, Aşırı İfa Güçlüğü, On İki Levha Yayıncılık, 2019.
- Sinerji Hukuk Otomasyonu
- Kazancı Hukuk Otomasyonu
- Dünya Sağlık Örgütü internet sitesi

 https://who.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/ead3c6475654481ca51c248d52ab9c61


Av. Kerim ALTINTAŞ & Av. Melis ERDİNÇ

Yukarıda anlatılan konularla ilgili sorunuz olursa lütfen bize aşağıdaki iletişim bilgilerinden ulaşınız. Saygılar.

ALTINTAŞ HUKUK & DANIŞMANLIK

İzzetpaşa Mah. Abide-i Hürriyet Cad.

No:158 K:1 Biz Cevahir İş Merkezi Şişli/İstanbul

T: 0212 416 77 40

F: 0212 416 77 43

E: altintas@altinas.av.tr

W: www.altintas.av.tr